
5 Şubat 2012, günlerden Pazar.
İstanbul’da 10 gündür süren soğuk ve karlı havalar 1-2 günlüğüne ısınmış ve güneş sıcak yüzünü göstermişken bir kaşıntı tutar motorcuyu. Paketlediğim ve güzel bir günde hediye paketi açarcasına açtığım ve temizlediğim motorumla yol yapma vakti.

Hem de ne yol, taa Sapanca’ya gideceğiz (gülmeyin ulen acemiyiz işte). En uzun ve şehirler arası ilk yolculuğum. Dönüşte baktım 294 km. yol yapmışım. Tabi tek başıma değilim başka pirelenmiş motosikletli arkadaşlarda bana katılıyor ya da ben onlara katlıyorum, ilk ben teklif ettim diye bana malolmasın (:


katılımcılar kim peki:
Ben, Burak Daylan, Kawasaki ER-6N.
Özgür ve Berrak, Suzuki Vstorm.
Harun, Piaggio Beverly 200.
Ernur, Honda Transalp.
Ve Ece, Ebru ve Tuna veletleri, Peugeot 307 SW.

Sabah 10:00′a doğru yola çıktık ve Göztepe’de Özgür, Berrak ve Harun ile buluşup, Bostancı’dan Ernur’u da alarak sahil yoluna indik. Fulya’da yola çıkarken köprüde biraz üşümüştüm ama artık güneş iyice ısıtıyordu, montun içine sadece tişört giymiş olmama sevindim.
Pendik Marina’da bir kahve molası vererek kendimizi sıcak güneşe teslim ettik. Millet niye montla oturuyor anlamadım ((:

Sahil yolu bitince Tuzla’dan TEM’e bağlandık. Rüzgar bile ısınmıştı, hava olabildiğince güzel, tam bir keyif, arada minik gazlamalarla…
İzmit sapağında bir ara durakladık. Yanımdan korna çalarak Özgür geçince gazladım devam ettim, İzmit gişelerden geçerken Özgür OGS yerine KGS’den geçti, ben çabuk geçince ileride durdum bekledim, gelip arkamda durdu. Bir baktım bunlar başka biri, aynı motor, aynı ön ışıklandırmalar, artçı kız ve aynı reflektörlü yelek, konfigürasyon tamamen aynı (((: Hemen gazlayıp ilk dönüşten geri basss…
Sapanca’ya varıyoruz, İstanbuldere Köyü’ne gitmek için asflat yollardan çıkıyoruz. Yollar bozuk, dar ve mıcırlı. Ağaçlar ve tepeler burada güneşi kesiyor ısı düşüyor, bir miktar erimemiş kar bile var çevrede. Bu yol bir yere çıkar mı ki dediğimiz anda İstanbuldere’ye varıyoruz. Kalabalık şaşırtıyor, yaz aylarında tıklım tıklım olur burası.
View İstanbuldere Alabalık evi in a larger map
Yaz aylarında açık teraslarda altından dere, karşından şelale akarken yeşillikler içinde güzel bir yer burası, lokantası ise eh işte. Bazı yerel lezzetler güzel (belki alabalık ama biz köfte yedik, salata güzeldi, bir de güveçte peynir isteyin) ama bazı şeylerde bayağı uyduruk (paçangaya yazık etmişler, kızarmış ekmekle birlikte gelen yağ da bence margarindi böğğ, kızarmış patateslerde önden kızartılmış ısıtılıp gelmişti, oysa ne güzel görünüyorlardı). Çocuklar için kapalı bir oyun odası olması büyük bir artı, 3-4 tane de mama sandalyeleri de var bebekli aileler için ama biz dersimizi aldığımız için her yere kendi mama sandalyelerimizi götürüyoruz. Her şeye rağmen yazın tekrar gelinebilir.








Dönüş yolu, köy yolu da dahil daha kalabalık saatte 15:00 olmuş. Batan güneş gözümüze gözümüze girse de sadece ışık, artık ısı vermiyor, iyi ki montun içine bir şey daha giydim kehkeh.

Hızlı bir sürüşle Kurtköy’e yaklaşırken ve daha 240 km, yapmışken benzin ışığım yanıyor aa. Çok şanslıyım Kurtköy Opet’e 1 km. var (: bu esnada Harun ve Ece (Berrak’ta dönüşte arabada) Özgür ile beni geçiyor. Yine hızlı bir sürüşle onlara yetişiyoruz. köprü sapağında Berrak motora aktarılıyor ve biz köprüye doğru ilerliyoruz. Köprü bağlantısında Harun’un yanından geçiyorum ama kornam çalışmıyor ): bana bakacak diye Tuna’ya çok korna çalmıştım ondan sonra çalışmadı, hep böyle oluyor 3. kornam bu yahu…


Dönüşte berrak arabada olduğu için bol bol fotoğrafımızı ve videomuzu çekiyor ama videoları montajlamam lazım uzunlar biraz, onları sonra ekleyeceğim yazıya.
İşte ekledim…
Köprüde akıcı oh mis gibi geçiyoruz. Günden geriye veletleri uyumak ve dinlenmek kalıyor, tatlı tatlı belim ağrımış. Erken yatalım.
Neee 13 saat uyumuşum ohh…
Kolayı soğuk, dünyayı gezerek tüketiniz…
Burak Daylan (evet gene ben).