BMW MOTORRAD from Giorgio Oppici on Vimeo.
kaynak: derestricted
3 Aralık 2011 Cumartesi, saat sabah 3:30.
İstanbul uyurken biz kalkıyoruz. Hava çok soğuk, dışarı çıkınca serin hava insanı ayıltıyor. Boynu bükük sahibini bekleyen motorlar çalıştırılıyor.
Ve ilk buluşma noktası Beşiktaş, Azze ve Hergele katılıyor bana. Yollar bom boş belki bir kaç taksi ve tabi ki polis devriyeleri. 2. durak Ortaköy ama bir aksilik çoğalamıyoruz, yola devam. Boğaz havası, Aralık ayı havası ile iş birliği etmiş üşüyoruz. Sarıyer’de bir börekçi de sıcaklığı yakalıyoruz. Kol börekleri, poğaçalar ve su bardağında çaylar kahvaltımız oluyor.
Sarıyer sırtlarına tırmanışa geçiyoruz. Orman yolları sakin ve karanlık, sükuneti biz bozuyoruz. Rumeli Feneri’ne varıyoruz ama güneşe çok var. Bir köy kahvesinde oralet yudumlarken ısınıyoruz. 6:30 gibi tekrar fenerin önündeyiz, tan yeri ağarıyor. Puslu hava güneşi net görmemizi engelliyor, biz de uyanan balıkçı limanına odaklanıyoruz.
Sabah ezanı okunuyor ve biz kahveden çıkıyoruz, ezanı bekleyen 1-2 dede ile birlikte.

Fenerden çıkıp yakındaki kaleye gidiyoruz. Bir Ceneviz Kalesi, daha sonra Osmanlı döneminde topçu kalesi olmuş 4sq’den anladığım kadarıyla…
Azze’nin vizöründen…
Geri dönerken hava açılıyor ve güneş karşı yakanın tepeleri üzerinden parlak bir portakal olarak bize bakıyor. Arada Garipçe Köyü’ne inesimiz geliyor. Deniz seviyesine indikçe güneş yine batıyor. Köyde bizi sevimli köpekler karşılıyor. Garipçe’nin mini koyunda güneşin doğuşunu tekrar seyrediyoruz.
Azze’nin vizöründen…
Garipçe’den çıkıp dönüşe geçiyoruz ama bir mola daha ve Yeniköy’deyiz. Türk Kahveleri eşliğinde yine ısınıyoruz, güneş yükseliyor ama daha ısıtmaktan uzak. Sohbet güzel, mekan güzel, manzara güzel biraz yorgunluk atıyoruz.

İşte gezi bitti artık dönüyoruz. Saat 9:30 olmuş, Maslak’ta trafik başlamış ama asıl trafiği öğleden sonra veletlerle çıktığımda yaşacağım.
İstanbul gece bir başka güzel, gelin gezelim (:
Burak Daylan.
not: Yazı çok kısa, çok düz, insan biraz edebiyat yapar sonuçta konu İstanbul, hep resim koyup boğmuşsun diyenler içinde bu var: http://azzeben.blogspot.com/2011/12/dogurmaya-gittik.html
İstanbul Design Week, idw
Eski Galata Köprüsü için hazırlanıyor!
Uluslararası tasarım dünyasının ilgiye beklenen İstanbul Design Week’in altıncısı 28 Eylül 02 Ekim 2011 tarihleri arasında Eski Galata Köprüsü’nde gerçekleşiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dDf ve Hürriyet’in proje ortağı olduğu İstanbul Design Week tasarım, trend, moda, bilim, mimarlık ve teknoloji hakkında yeni projeler, sergiler, atölye çalışmaları ve konferans konuklarıyla dolu dolu bir program için hazırlanıyor.
Haliç’in iki kıyısını birbirine bağlayan Eski Galata Köprüsü etkinlik ve sergileme alanı olarak kullanılarak, katılımcılar ve ziyaretçiler için eşsiz, eğlenceli ve tasarım dolu bir deneyim sunacak.
Tasarım dünyası İstanbul Design Week ile 1hafta süresince tüm dünyadan tasarım sergilerini ve tasarımcıları ağırlayacak ve tüm tasarım dünyası İstanbul’a odaklanacak.
28 Eylül – 02 Ekim 2011 tarihleri arasında Eski Galata köprüsünde gerçekleştirilecek olan İstanbul Design Week, uluslararası tasarımcılar ve yabancı medyanın ilgisiyle Türkiye ve tasarım kültürünü tüm dünyaya tanıtacak.
kaynak: istanbuldesignweek
Gizemli yapıların kapıları açılıyor / Hayat / Radikal İnternet.
İstanbul’un mimari mirasını kentlilerin dikkatine sunmayı amaçlayan ve normalde halka açık olmayan binaları gezilebilir kılan Açık Kapı Mimarlık Festivali, bu yıl 1-9 Ekim 2011 tarihlerinde yapılacak. Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından Vitra’nın desteğiyle düzenlenen festival kapsamında ücretsiz gezilebilecek binalar arasında Selimiye Kışlası, Huber Köşkü, Kandilli Rasathanesi, Doğan Apartmanı, Aya Triada Kilisesi, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, Kuleli Askeri Lisesi, Marmaray Kazıları gibi mekanlar yer alıyor. Kayıt olmak için www.acikkapi.gen.tr adresi ziyaret edilebilir.
Birleşik Devletler Posta Servisi (USPS) ülkenin en önemli ve en etkili 12 endüstriyel tasarımcısını hazırladığı Amerikan Endüstriyel Tasarım Öncüleri (Pioneers of American Industrial Design (Forever®)) Pul Serisi ile onurlandırdı. Mobilyadan elektrikli mutfak aletlerine, ofis binalarına, yolcu trenlerine kadar her şey bu tasarımcıların çalışmalarında 20. yüzyılın günlük yaşamının görünümünü şekillendirmiştir.
Her pul bir tasarımcının adı ve tasarladığı bir nesnenin fotoğrafı ile beraber bu nesnenin tanımı ve tasarladığı yıl veya yılları göstermektedir. Siyah dış çerçeve Robert Hellet tarafından tasarlanmış “Airflow” (havaakımı) isimli bir vantilatörün fotoğrafını içermektedir.
Kaynak: shop.usps
29 Haziran Dünya Endüstriyel Tasarım Gününüz kutlu olsun…
Geçen seneki organizasyona ait yazım: 2010…
kaynak: icsid
“Hero to Stay, Stay Safe” İngiltere’de Ducati’nin de iştirak ettiği bir yol güvenliği kampanyası.
kaynak: motoblog
Sydney’in dışında kırsal bölgede Nabiac Köyü Müzeye ev sahipliği yapıyor. Avustralya’nın Ulusal Motosiklet Müzesi bir ev görüntüsü ile sizi şaşırtacak bir sadeliğe sahip. Sergilen 700 motosiklet ise aklınızı başınızdan alacak çeşitliliğe sahip. Burası bir hurdalık görünümünde olsa da motosiklet tutkunları ve koleksiyoncular için bir cennet sayılır.
kaynak: blog.derestricted
Teknoloji yaratıcılığı kısıtlıyor mu?
Bir bakış acısına göre teknoloji yaratıcılığı kısıtlıyor diyebiliriz. Başka bir bakış açısına göre destekliyor da diyebiliriz. Fakat bu coğrafyaya, ülkeye ve millete göre değişiklik göstermektedir.
Teoriyle teknolojiyle pek barışık olamamış coğrafyamıza ait insanlar, yaratıcılık açısından büyük potansiyele sahiptirler, en azından ben böyle düşünüyorum. Pratik zekamızda bir anlamda bunun bir göstergesidir, bir yandan da tembelliğimizin göstergesidir ama o ayrı bir yazı konusu.
Doğaya daha yakın olan, gezen ve zor şartlarda hayatta kalmayı beceriyle başarmış insanımız gerçektende tez canlılığı ve pratik zekasıyla büyük zorlukların altından kalkabilecek bir potansiyele sahiptir. Fakat maalesef hayatın gerçekleri bizim bu müthiş potansiyelimizi günümüz yaşam şartlarında kullanmamıza olanak sağlamaz. Küçük, lokal durumlar hariç, yani günlük yaşantımızdaki basit işlerde tabi ki bu potansiyelimizi kullanırız. Onun haricindeki durumlarda kullanılırız.
Teoriye ve teknolojiye olan uzaklığımız bizi uzun vadeli planlar yapmaktan alıkoyar, biz tez canlıyızdır. Basit işleri hemen kotarabiliriz, ama büyük, uzun vadeli işler bizim kalıbımızın işi değildir. İşler çabucak hallolmayınca sinirlenir, kendimize kızarız. Olaya böyle bakınca “bizler küçük işlerin insanıyız” sonucuna çabucak varabiliriz.
Aslında tam terside olabilir, biz biraz teori ve teknolojiye yapacağımız eğitim yatırımıyla katarın sonundaki vagon olmaktan lokomotif olmaya geçiş yapabiliriz. Hem de diğer kültürlerin veya ülkelerin 20-30 senede varacağı noktaya 5-10 senede varabiliriz. İste bizim potansiyelimiz budur, hızlı uyum sağlamak. Pratik zeka budur işte, bolca uygulandığı gibi şark kurnazlığı değildir.
Ve sonuç “evet! teknoloji yaratıcılığı kısıtlıyor”, bizim yaratıcılığımızı, pratik zekamızı büyük işlerde kullanma potansiyelimizi kısıtlıyor. Tek yapabildiğimiz uyum sağlamak, evet hızlı bir şekilde yönlendirildiğimiz hayat tarzına doğru uyum sağlıyoruz. Hem de diğer kültür veya ülkelerin 20-30 senede varacağı noktaya 5-10 senede vararak. Bu konuda çok başarılıyız. Uyum sağlamak konusunda bir numarayız, neye uyum sağladığımız hiç önemli değilmiş gibi.
İster otomobiller, ister telefonlar, ister bilgisayar ve televizyonlar olsun günlük yaşamdaki her yeni teknolojik objeye umarsızca uyum sağlıyoruz. Teknolojiyi inekten sağılan süt gibi damla damla sunuyorlar bizim gibi tüketim toplumlarına. Yaratıcı olmamız lazım, ama teknoloji gözümüzü köreltmiş. Pratik zekamız aleyhimize çalışıyor.
Yani teknoloji bizim yaratıcılığımızı kısıtlıyor, onların teknolojisi. Bizde teori ve teknoloji üreten, düşünce yapılarına teoriyi de başarıyla ekleyen insanlarının adedi artmadıkça da durum böyle devam edecek, edecek, edecek……
Burak Daylan.
15 Mayıs 2011, İstanbul, Taksim İstiklal Caddesi…
22 Ağustosta devreye girecek interneti sansür edecek filtreleme sistemlerinin saçmalığına karşı bir yürüyüş düzenlendi. Bir çok şehir gibi İstanbul’da büyük bir kalabalıkla İstiklal Caddesi’nde yürüdü. Saat 14:00′de yürüyüşe geçen kalabalık çok yaratıcı sloganlar atamasa da kalabalığın boyutu oluşan tepkinin büyüklüğüne şahitlik etti.
İstiklal Caddesi’nin Taksim meydanında toplanan insanlar cadde boyunca yürüyerek Tünel Meydanı’ndaki heykele dövizlerini asarak yavaş yavaş dağıldılar. Çoğunlukla gençlerden oluşan kalabalık hiç taşkınlık göstermeden tepkilerini dile getirdiler.
Halkına babalık yapayım derken papalık yapan devlete önerim: “Sansür yapma, sansür için öne sürdüğün nedenleri ortadan kaldır”. Eğitim ve öğrenim yetersizliğinden, düşen kalitesinden, milletin cahilliğinden herkes şikayetçi, o zaman bunları çöz ki sansür yapma nedenlerin ortadan kalksın. Senin asli görevlerini yeterince yerine getirememenin sorunlarını saçma bir şekilde tüm halka yaşatma.
İnternet özgür olmalı, isteyen çocuğuna, ailesine istediği gibi filtre alıp kurabilir, bunun bin türlü yolu var. Ama bunu devlet yaparsa buna sansür denir ve bu filtrelerin içeriği şeffaf olamayacağı, sürekli değiştirileceği veya güncelleneceği için yaşadığımız sansürün boyutunu bile bilemeyeceğiz. Ayrıca hangi siteye girilip girilemeyeceğini kim, nasıl belirleyecek, içinde her türlü haber, yazı ve resim olan haber siteleri bile sansürden nasibini alacak ve aslından bilginin sansür edildiği bir toplum olacağız.
Yalnızca bize verilenle yetinen besleme bir toplum haline gelmek istemiyorsak internet sansürüne hayır demeliyiz.